Page 47 - Gıda, Tarım & Haynacılık
P. 47

2004 yılında 5179 sayılı “Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin
               Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun” yayınlanmış, 2010 yılında ise Avrupa Birliği mevzuatına tam olarak uyumlu
               olan 5996 sayılı “Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu” yayınlanmıştır.
               Türk tarımı ve hayvancılığı dünya standartlarında rekabet edebilir bir potansiyele sahiptir ve buna uygun bir yapıya
               da sahip olmak zorundadır.

               Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın M. Mehdi Eker’in daha önce belirttiği üzere; “Türkiye’nin yurt dışında
               marka alanını gıda oluşturmaktadır. Türkiye kelimesi, gıda ile olduğu kadar başka hiçbir endüstriyel ya da teknoloji
               ürünüyle anılmamaktadır.”
               Ancak ne yazık ki et ve süt sektörlerinde bu marka değerini ticari bir kazanca dönüştürmekte zorlanmaktayız.
               Özellikle kayıt dışı ve dağınık üretimin yoğunluğu, hayvan hastalıkları ve kayıt dışılığın fazlalığı, verim düşüklüğünün
               de etkisiyle rekabetçi olmayan maliyet yapımız nedeniyle küresel pazarlarda var olma, rekabet edebilme
               imkânlarımız kısıtlanmaktadır.

               Nitekim gıda güvenliği, Avrupa Birliği başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin asla taviz vermediği bir husustur ve
               uluslararası piyasaya çıkabilmenin ilk koşuludur ve kendi insanımız da güvenilir gıda ile beslenmeyi hak etmektedir.
               Bu nedenle özellikle üretim aşamasında hijyen sorunlarını aşamamış bir ülke ya da bölgeden sağlanan üretimin
               dünya çapında rekabet gücünün yüksek olacağı beklenmemelidir.

               Günümüzde hızla genişleyen gıda endüstrisi oldukça rekabetçi bir ortama sahne olmaktadır. Firmalar hem
               üretkenliklerini hem de karlılıkları arttırmak için uğraşmaktadırlar. Tüketici tarafından bakıldığında ise beslenme
               en doğal ihtiyaç olup, sağlıklı beslenmenin yolu güvenli gıdadan geçmektedir.
               Dünya genelinde görülen gıda kaynaklı hastalık ve ölümler yüzünden “güvenilir gıda” en önemli sosyal sorunlardan
               biri haline gelmiştir. Üreticiler de artan hassasiyet ve yasalardaki düzenlemeler ile gıdanın kalitesi ve güvenilirliği
               üzerine yoğunlaşmaktadır. Yani bugün gıdanın güvenilirliği küresel bir sorundur ve gıda endüstrisindeki tüketicileri
               de işletmeleri de etkilemektedir.

               Gıdanın güvenilirliği ancak gıda zinciri boyunca iyi bir iletişim ve bilgi akış organizasyonu  kurarak, kamu
               yönetiminin desteği ve kontrolü ile temin edilebilir. Tarladan sofraya dek, üretim, saklama, paketleme, dağıtım gibi
               tüm aşamaların izlenebilirliği de bu noktada esastır. Yani güvenilir gıda üretim ve tüketimi, (toprağın hazırlanması
               dahil) üretim aşamasından, tüketiciye sunum ve tüketicinin gıdayı kullanmasına kadar giden tüm zincirin kontrol
               altına alınmasını gerektirmektedir.

               Bu aşamalardan geçen gıdalar tüketiciler tarafından güvenle tüketilebilmelidir. Ancak sağlıklı&güvenilir gıdaya
               erişebilmek de ayrıca üzerinde durulması gereken önemli bir konudur; dünyada üretilen gıdanın % 30’luk kısmı
               insan tüketimine dönüşemeden kayba uğramakta, israf olmaktadır.
               Söz gelimi ülkemizde en önemli protein kaynaklarından biri olan kırmızı et tüketimi AB’ye göre oldukça düşüktür.
               Daha sağlıklı nesillerin yetişebilmesi için hayvansal protein tüketimin artırılması gerekir. Türkiye’de kişi başı yıllık
               et tüketimi; 5-6 kg balık, 12-13 kg kırmızı et ve 19-20 kg beyaz et olarak verilmektedir. Toplam 37-38 kg civarında
               olduğu tahmin edilen kişi başına yıllık et tüketimi dünya ortalama tüketim rakamının (38-40 kg/kişi olduğu tahmin
               edilmektedir) biraz altında kalmaktadır. (Bu değerlendirmede, dünya kırmızı et tüketim rakamı içinde önemli bir
               paya sahip olan domuz etinin ülkemizde hiç tüketilmediğini de dikkate almalıyız).

               Ülkemizde kişi başına yıllık süt ve süt ürünleri tüketim miktarımız 140/170 kg civarında olup, dünya ortalaması
               olan 109,4 kg’ın üzerindedir. Bu rakam gelişmiş ülkelerde 232 kg, gelişmekte olan ülkelerde ise 77,7 kg’dır. İçme
               sütü tüketim alışkanlığımızın olmaması nedeniyle sütü daha ziyade yoğurt, peynir ve ayran olarak tükettiğimizi
               söyleyebiliriz. Son yıllarda çiğ süt üretim ve tüketim rakamları gelişmiş ülkelerde (pazarın doygunluğa yakın olması
               nedeniyle) fazla değişim göstermezken, üretimde gözlenen artış daha ziyade Çin, Hindistan, Türkiye, Kore gibi
               gelişmekte olan ülkelerden gelmektedir.
               TÜİK verilerine göre ülkemizde 2013 yılında 18 milyon 223 bin 712 ton olan çiğ süt üretimi, geçen yıl %1,5 oranında
               artarak 18 milyon 499 bin tona yükselmiştir. Bu miktarın %91,2’sini inek sütü, %6’sını koyun sütü, %2,5’ini keçi sütü
               ve %0,3’ünü ise manda sütü oluşturmaktadır.









                                                           DOPDOLU
                                                                             .
                                       BOOOL MALZEMELI
                                                                   .
                                                 LEZZETLI                www.time-medya.com  47
   42   43   44   45   46   47   48   49   50   51   52