Page 71 - Real Life Temmuz
P. 71

TREN yAzILARI / TRAiN ARTiClES                                                     TREN yAzILARI / TRAiN ARTiClES



               Sondan bir önceye geldiğimde, gözlerim gereğinden fazla   then: if going-away is a question, would that make coming-back an
               sulansa da, olura olmaza buğulansa da, kalbe epik bir var-  answer? The roads won’t say anything, not because they don’t
               lık-yokluk hissi dolar ve bundan da anlardım ki, trenler de   know the answer but because they leave that matter to passengers.
               artık epik çağındadır. Eski istasyon binaları eski Türk filmle-  When I arrive to the station before the last one, despite my eyes
               rinde ve 40’lı, 50’li yılların yerli romanlarında yalnızca bir   filling with tears for almost anything, an epical sense of existence
               mekân olarak ya da dekoratif bir unsur olarak değil, ne müna-  and non-existence wells up in my heart, thus, I realize that trains
               sebet, evin bahçesi gibi, avlusu gibi ya da evin ‘hayat’ı gibi   are in their epic age now. Old station buildings in old Turkish
               durmaktadırlar ve iyi ki hep de öyle duracaklardır. Biz buna   movies from the ‘40s and ‘50s didn’t perform as locations or
               tarihe, geleceğe kalmak filan değil, hayata kalmak diyoruz ki,   backgrounds instead they acted as if they were the garden of the
               işte o da bir güzel istasyondur: Hayat İstasyonu’na gelmek   house; ‘the life of the house.’ Thank goodness for that! We don’t call
               üzereyiz!                                        this as ‘it is up to history’ or ‘future,’ we call it that ‘it is up to life’
               Trenin durduğu en güzel istasyonun adıdır Hayat İstasyonu.   and what a beautiful station that is: we’re about to arrive the
               İnsan tren bu istasyonda çoooook uzun dursun     Station of Life!
               ister. Kimse inmesin, yeni yolcular bin-             The Station of Life is the name of the most beautiful station
               sin, hatta tren bir şiiryerinden çok,                   that a train could stop. One would wish the train would
               karnaval olacaksa ne gam, bir                              stay at this station as long as possible; none shall get
               romanyerine dönsün ister.                                   off the train; new passengers shall get on it; and
               Hayat  İstasyonu’nda  bir                                     instead of a poem, let it be a novel. The train is
               tren, bayramyeri, romanye-                                     at the Station of Life where it is a holiday
               ri, tamyeri… Orada epikle                                      place, a novel place, and the right place. Epic
               lirik de birbirine karışır,                                     and lyric melt together there and it becomes
               giden tren mi lirikti, gelen                                    hard to tell if the arriving train is the epic or
               tren mi epikti, o trenler                                       the one that left. These questions disappear
               gibi bu sorular da gelir                                        as those trains do…
               geçer.                                                          This is my station. Yes, my heart sunk with
               Şimdi trenin durduğu ve                                        an epic sorrow or with a dramatic sense of
               benim de geldiğim istasyon                                    non-existence. I cannot tell the difference
 BANA BİR TREN ÇİZ!  burası işte, evet kalbe epik bir                     or the opposite; however, there is pace. Some say,
                                                                            anymore whether the trains pass faster than time
               hüzün ya da ondan daha gamlı
 DRAW ME A TRAIN!  bir biçimde hiçlik, yokluk duygusu                village’; some ask, ‘Days are getting shorter, is the institution
                                                                        ‘The world is getting smaller, almost as small as our
               çöktü. Trenler mi artık zamandan daha
               hızlı geçiyor yoksa zaman mı trenin önünde        of time adjustment closed?’; some say, ‘If the times don’t keep up
 HAYDAR ERGÜLEN  gidiyor, farkında değilim, ama bir hız var. Bazıları ‘dünya   with you, you keep up with the times’; and then they surprisingly
               küçüldü, hatta kasabamız kadar bir şey oldu’ diyor, bazıları   pass the train, the time, and this article in a flash. Some stand in
 Çocuk olsaydım, annem, babam, öğretmenim ‘bana bir tren   If I were a child, and my parents or my teacher had said to me,   ‘günler kısaldı, saatleri ayarlama enstitüsü kapandı mı?’ diye   wonder behind every leaving thing as Orhan Veli said, ‘I stand in
 çiz’ deseydi, ne çizerdim? ‘Bana bir tren yaz’ deselerdi kolaydı,   “Draw me a train!” what would I have drawn? If they’d said,   soruyor, bazıları ‘zaman sana uymazsa, sen zamana uy’ diye   wonder behind the leaving ship.’
 oturur eski kara trenleri yazardım, hece ölçüsüyle iki dörtlük   “Write me a train!” it would have been easy. I could have written   treni de, zamanı da, elbette bu yazıyı da şaşırtacak bir hızla   If you had said to me, ‘Write me a train…’ Actually, if they had
 yazar, ‘işte kara tren bu’ derdim. Niye? Çünkü o trenler yokuş-  two verses about black trains and I could have said, “Here, this is   geçiyor... Bazılarıysa Orhan Veli’nin “Bakakalırım giden   said… Have I mentioned before that ‘It would have been easy?’
 ları heceleye heceleye çıkardı, sesleri, of pufları da sanki o şii-  a black train!” Why? Because those trains used to climb up hills   geminin ardından” dediğince, bakakalıyor giden her şeyin   Good thing that they had not said that, it would have been hard to
 rin nakaratı olurdu. Öyle ya şiir her öze yeni bir biçim bulma   sighing as if their sighs were the leitmotif of a poem. I could have   ardından.  write it. Therefore, it means that a person at this age, the epic age
 sanatıdır, tren klasikse şiiri de klasik olur der geçerdim.  told them that poetry was an art of finding a new shape for every   “...Bana bir tren yaz” deseydiniz, deselerdi ‘kolaydı’ mı demiş-  of train being the epic age of man, would stand in wonder behind
 Sonra tabii ‘bir manzume olarak tren şiiri’nden, trenin lirik   essence, and if train were a classic, its poem would be a classic.   tim, iyi ki dememişler, pek zormuş, insan bu yaşta, trenin epik   the leaving trains to my surprise! My article also commemorates
 dönemine geçer, kara’dan mavi’ye dönen trende bir gençlik   Later I would set the train poem aside and would move on to the   çağı insanın da epik yaşı, yani bu epik yaşında hep gidenlerin,   the leaving trains. No remorse tough! My article doesn’t sort the
 bulur, ‘mavi geçti’ diye bir şiire başlardım. İçinde gençlik varsa,   lyrical period of trains, finding a sense of youth in it that the trains’   giden trenlerin ardından bakarmış meğer! Yazı da öyle, hep   regretful words that could have been described as opportunist: I
 mavi geçiyorsa, bir de trende geçiyorsa o şiir yeterince ‘lirik’   color had changed to blue from black, and would start another   giden trenleri anıyor. Ama bir pişmanlık yok bunda, o istas-  wish I were off the train at that station. I wish I were on that train.
 sayılır. Onunla nerelere gider de nerelerden dönmezdim ki!   poem named ‘blue has passed.’ If a poem has youth in it and if blue   yonda inseydim, şu trene binseydim, o treni kaçırmasaydım   I wish I had not missed that one. Such things cannot find a place
 Dönmezdim, yol sadece gitmek için değil midir, dönüşe başka   and train pass through it then the poem is counted as ‘lyrical’   diye yararcı, fırsatçı sayılabilecek kimi keşkeler sıralamıyor.   for themselves in the train world or in the train article, isn’t that
 bir yol bulmalı, başka bir isim vermeli, başka bir mevsim yakış-  enough. Oh, the places I would go by that train and never return! I   Hem zaten böyle şeylerin de tren dünyasında, yazısında, duy-  so? No way!
 tırmalı. Dönüş pek fena bir şey olduğundan değil, sadece bunu   wouldn’t return because going is only to go. There should be   gusunda yeri olmaz değil mi? Olmaz, olmaz.  I had written an article some time ago; its title was, ‘Write me a
 soru-yanıt gibi görmenin pek kolaycı bir şey olduğundan. Yola   another way, another name, and another season for returns. It is   ‘...Bana bir kedi yaz’ diyedir bir yazı yazmıştım vaktiyle, ora-  cat!’ This is actually how this train article started when that old
 sor öyleyse: Gidiş soruysa, dönüş de yanıt mıdır? Yol bir şey   not because returns are bad but it would be the easy way out if we   dan kalmış aklımda. Bir tren de yazdık işte, geçti gitti. Ben   article came to my mind. I wrote a train article and it already
 demez, bilmediğinden değil, yolcuya bıraktığından bunu.  just see them as a matter of questions and answers. Let’s ask roads   iyisi mi bir tren çizeyim!  passed. Well, let me draw a train!



 0 6 8   raillife TEMMUZ / JULY 2014                                                raillife TEMMUZ / JULY 2014     0   6  9
   66   67   68   69   70   71   72   73   74   75   76